Süleyman Demirel Üniversitesi

Kalp Hastalıklarından Korunmak Mümkün

Hastanemiz Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Ercan Varol, 10-17 Nisan Kalp Sağlığı Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada, kalp hastalıklarından korunmanın mümkün olduğunu ifade ederek önemli önerilerde bulundu. Varol açıklamasında şu bilgileri aktardı; 
 
Kalp-damar hastalıkları dünyada ve ülkemizde en başta gelen ölüm nedenidir. Kalp damar hastalıkları dendiğinde aklımıza gelen ilk durum kalp damarlarının (koroner arterler) ateroskleroza (damar sertliğine) bağlı tıkanması ve bunun sonucunda oluşan kalp krizidir. Aslında kalp damarlarını ani olarak tıkayan durum aterosklerotik plağın kendisi değil plağın üzerinde bir fissür (çatlak) oluşması ve bu çatlağın üzerine ani pıhtı oturmasıdır. Eforla veya stresle meydana gelen 2-5 dakika süren, dinlenmekle geçen, göğsün tam ortasında ağrı, baskı, yanma, sıkışma tarzında olan ve özellikle sol kol olmak üzere her iki kola, sırta, omuzlara ve alt çeneye vurabilen ağrılarda hekime başvurmak gerekir. Bunun dışında epigastrik ağrılar, eforla gelen nefes darlığı, gece yatarken olan nefes darlığı, yorgunluk halsizlik, çarpıntı, başdönmesi ve senkop (bayılma) da bir kalp hastalığı bulgusu olabilir.
Ülkemizde ölümlerin %55’i kalp-damar hastalıklarına bağlıdır. Her ne kadar genetik faktörler önemli olsa da kalp hastalıklarının %90’a yakını genetik değildir, yaşam tarzı beslenme ve çevresel faktörlerin toplam etkisine bağlıdır. Aşağıda 
bahsedeceğimiz hastalığı oluşturan risk faktörlerine dikkat edildiği sürece kalp hastalığından korunulabilir. Kardiyovasküler hastalıklardan korunmaya çocukluk döneminde başlayıp erişkinlik ve yaşlılık dönemlerinde devam edilmeli ve bu yaşam şekli haline getirilmelidir. Çünkü ateroskleroz çocukluk yaşlarında başlamakta ve ömür boyu devam etmektedir.
 
Erkeklerde 40, kadınlarda ise 50 yaş sonrasında, özellikle ailesinde erken kalp hastalığı öyküsü (ailesinde erkeklerde <55 yaş ve kadınlarda <65 yaş) olanlar kalp hastalıkları açısından risk altındadır. Bunlar değiştirilemez ve önlenemez faktörlerdir. Ancak şişmanlık, kan basıncı yüksekliği (hipertansiyon), sigara (tütün ürünleri), şeker hastalığı, hareketsiz yaşam, kolesterol yüksekliği diğer risk faktörleri arasındandır ve bumlaın pek çoğu önlenebilmekte ya da yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabilmektedir. Temel olarak öneriler aşağıdaki gibi sıralanabilir.
 
Beden ağırlığınıza dikkat edin: Kilo verme, kan basıncı ve kolesterol’ü azaltıcı etkiye sahiptir ve inflamasyonu azaltarak da aterosklerozun ilerlemesini yavaşlatır. Ayrıca diyabet gelişimi riskini azaltır. Kilo fazlalığı olanların ve obezlerin mutlaka kilo vermesi gereklidir. En son yayınlanan Vücut kütle indeksi (BMI) 20-25 kg/m2 ve bel çevresi hedefi kadınlarda 80 cm, erkeklerde 94 cm’nin altı olmalıdır.
 
Kan basıncına dikkat edin: Kan basıncı yüksekliği sadece kalbe değil aynı zamanda beyine ve böbreklere de zarar verir. Hedef kan basıncı 140/90 mm Hg’nin altında olmalıdır. Fakat esas ideal olan kan basıncı 120/80 mm Hg dır. Bazı hastalarda 24 saat kan basıncını ölçen cihazlarla (tansiyon holter) gece ve gündüz tansiyonu ayrı ayrı takip etmek gerekebilir. Normalde gece tansiyonun (uykuda) 120/70 mm Hg’nin altına düşmesi (dipping) gerekir. Bu düşüşün olmaması da bir risktir.
 
Yüksek kan basıncı olan hastalar, fizik aktivitelerini artırmalı, kilolarını azaltmalı, stresten uzak durmalı, alkol ve tuz alımını kısıtlamalı, meyve-sebze ve az yağlı süt ürünleri tüketmelidir. Ayrıca bu hastalar hekiminin önerdiği ilaçları her gün aynı saatte düzenli almalıdır.
 
Sigaradan uzak durun: Sigara damar sertliği hastalığının gelişmesi ve ilerlemesine neden olurken diğer yandan pıhtı oluşumunu tetikleyerek kalp krizine sebep olmaktadır. Az miktarda sigara içmenin dahi endotel fonksiyonlarını bozarak zararlı olacağı akılda tutulmalıdır. Aşırı alkol tüketimi de hem kalori kaynağı olarak kilo kontrolünü engellemekte hem de kan yağlarını bozmaktadır. Ayrıca aşırı alkol kalp kaslarının fonksiyonlarını bozarak alkolik kardiyomiyopati dediğimiz bir çeşit kalp yetmezliğine sebep olabilmektedir.
 
Şeker hastalığına dikkat edin: Kalp hastalığına yakalanma açısından diyabeti olanlar, diyabeti olmayanlara göre kadınlarda 5, erkeklerde 3 kat daha risklidir. Kalp damar hastalıklarından korunmak için diyabetli hastalar kan şekerlerini normal ölçülerde tutmalıdır.
 
Fiziksel aktivite yapın: Her gün yapılacak egzersizin kötü kolesterolü düşürdüğü, iyi kolesterolü yükselttiği, yüksek tansiyonu kontrol altına aldığı ve diyabeti önlediğini gösteren birçok bilimsel çalışma vardır. Daha önemlisi, düzenli egzersiz ömrü uzatır, kalp krizi ve inme riskini azaltır. Haftada en az 150 dakika ortalama düzeyde, veya 75 dakika ağır egzersiz tavsiye edilmektedir. Özet olarak günde 30 dakika, haftada 5 gün egzersiz yeterli olacaktır. Yapabilenlerin daha fazla yapmasında fayda vardır. Vücudunuzu hareket ettirip, kalori tüketmenize yol açacak her şey fizik aktivite olarak kabul edilmektedir. Yürümek, bisiklete binmek, yüzmek gibi aerobik egzersizler kalbinize iyi gelecektir. En basiti kolay uygulanabilir olanı yürümek olduğundan, egzersize onunla başlamakta fayda vardır
 
Beslenme düzeninizi değiştirin: Bilimsel literatüre bakınca Akdeniz mutfağının sağlıklı ve uzun bir yaşam için en uygun beslenme tarzı olduğunu görüyoruz. Akdeniz mutfağının temelini sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemiş (günde 30 gram) ve balık oluşturur. Kümes hayvanları (gezen tavuk), yumurta, süt, peynir ve yoğurt da fazla olmamak koşuluyla tüketilebilenler arasında. Az yağlı kırmızı et sınırlı olarak haftada iki kez yenebilir. Sakatatdan ve sosis sucuk salam gibi işlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır. Aslında Akdeniz mutfağının temeli zeytinyağıdır (sızma). Zeytinyağı olmazsa ayçiçek, mısırözü gibi bitkisel yağlar da tercih edilebilir. Rafine karbonhidrat denilen şekerli ve beyaz unlu ürünlerden uzak durulması da bu beslenme düzeninin temel taşlarından. Beyaz un yerine işlenmemiş buğday unu (kepekli) tercih edilebilir.
 
Son 10 yılda yapılan çalışmalar insan gastrointestinal sisteminde faydalı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin artması olarak adlandırılan mikrobiyal disbiyozisin diyabet, obezite, metabolik sendrom ve ateroskleroz ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu da metabolik ve kardiyovasküler hastalıkların
 
tedavisinde intestinal mikrobiyota (bağırsak florası) üzerinde olumlu etkileri olan prebiyotik ve probiyotik besinleri ön plana çıkarmıştır. Probiyotiklere örnek fermente süt ürünleri (ev yapımı yoğurt, peynir, kefir), ekşi mayalı ekmek, sirke, turşu, tarhana, pastörize edilmemiş zeytindir. Prebiyotiklere örnek olarak da fermente süt ürünleri, muz, enginar, pırasa, kuşkonmaz, kereviz, soğan, bezelye, şeftali, domates, yer elması, yeşil sebzeler, arpa, çavdar, buğday verilebilir. Her ne kadar probiyotik ve prebiyotiklerin kardiyovasküler hastalıkları ve buna bağlı ölümleri azalttığına dair randomize kontrollü çalışmalar olmasa da bu besinler faydalarıyla önümüzdeki dönemde adından çok daha fazla söz ettirecek gibi gözükmektedir.
 
Stresten uzak durun:
Kötümser, şüpheci ve kin tutma özelliği olan kişilerin kalp hastalıklarına daha çok yakalandığı pek çok araştırmada gösterilmiştir. Endişe, evham ve korkunun eşlik ettiği anksiyete (kaygı) ve depresyonun da kalp hastalığına zemin hazırladığı ve kalp krizini tetiklediği iyi bilinmektedir. İç huzur, aile ve iş ortamındaki mutluluk kalp sağlığının korunmasında çok etkilidir. Ayrıca şehir hayatının stresi, trafik stresi, hava kirliliği,
 
sosyoekonomik faktörler, gelecek ve güvenlik kaygısı da kalp hastalığı risk faktörlerinden sayılabilir. Kısacası kalp damar hastalıklarının ilerlemesinde, bilinen risk faktörlerinin yanı sıra ruh halimiz ve hayata bakışımız da önemli rol oynamaktadır.
 
Çocukluklarınızı kalp sağlığı konusunda bilinçlendirin:
Kalp hastalıklarının temeli çocukluk çağlarında atılmaktadır. Aterosklerotik plakların 5-6 yaşlarında yağlı çizgilenme şeklinde temelinin atıldığı, başladığı bilimsel bir gerçektir. Çocuklara doğru davranış ve beslenme örnekleri gösterilmeli ve onlara sağlıklı yaşama prensipleri aşılanmalıdır. Dışarıda sağlıksız yağlarla hızlı yapılan yemekler özellikle de fast food tarzı yiyecekler yerine evde yapılan lezzetli zeyinyağlı yemekleri çocuklarımıza sevdirmeliyiz. Çocukken edilen alışkanlıklar kalıcıdır ve tüm hayatı etkilemektedir.
 
Sonuçta bilimsel araştırmalar kalp ve damar hastalıklarına tek bir etkenin yol açmadığını göstermektedir. Kalp krizi ile sonlanan ateroskleroz dediğimiz hadise, birçok etkenin birbiri ile etkileşmesi sonucunda ve bu etkenlerin yaşamımız süresince değişmesi sonucu olan bir durumdur. Kısacası aileden genetik geçişi kötü olan bir kişi, değiştirilebilen faktörleri önleyebilirse kalp damar hastalıklarına yakalanmayabilir. Yine tam tersi genetik geçişi çok iyi olan bir kişi birden çok risk faktörlerine sahipse hastalığa yakalanabilmektedir.
 
Bunların dışında önemli bir konu da küçük yaşlarda (özellikle 5-15 yaşları arası) geçirilen akut eklem romatizması denilen “A grubu Beta hemolitik streptokok”
larla oluşan mikrobik bir hastalıktır. Bu mikrop boğazda anjin şeklinde başlar ve daha sonra eklemlere ulaşır ve asıl büyük hasarı kalpte yapar. Bu durum da ileriki yaşlarda kalp kapaklarında darlık ve/veya yetmezliğe neden olmakta ve bu da kalp yetmezliği ve ölüme sebep olabilmektedir. Bu durumdan korunmak için akut farenjit ve/veya tonsilit olarak adlandırılan boğaz enfeksiyonlarında mutlaka beta mikrobunun araştırılması ve yeterli dozda ve sürede penisilin ile tedavi edilmesi gerekir. Ayrıca erken tanı konulmamış ve tedavisi uygun bir şekilde yapılmamış enfeksiyonlar kalp zarı iltihabı, kalp adalesi iltihabı yaparak ilerde kalp yetmezliğine sebep olabilir.
 
Yayın Tarihi: 10.4.2018
Okunma Sayısı: 1070
Yayınlayan: SDÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi
Yukarı çık